Kaygı ve EMDR İlişkisinin Tanımlanması.EMDR ile Kaygı Bozukluğu Nasıl İşlemlenir ?

06.12.2025 48 görüntülenme
EMDR ( Göz hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşlemleme), Kaygı üzerinde kanallar yolu ile etki etmeyi amaçlar.

Kaygı, bir tehdit algısı karşısında tetiklenen biyopsikolojik bir tepkidir. Tehdit gerçek olabileceği gibi hayal edilen, olasılıksal veya öğrenilmiş de olabilir. Evrimsel açıdan kaygı:

  • dikkati tehditlere yönlendirme,
  • hızlı karar almaya hazırlama,
  • hayatta kalma davranışlarını etkinleştirme

gibi işlevlere sahiptir.

Ancak modern yaşamın soyut stres kaynakları (mükemmeliyetçilik, sosyal değerlendirilme, iş baskısı, ilişki kaygıları vb.) limbik sistemi sanki fiziksel bir tehdit varmış gibi tetikleyebilir.

1.1. Kaygının nörobiyolojik altyapısı

Kaygı sırasında aktif olan ana bölgeler:

  • Amigdala: Tehdit alarmı
  • Hipokampus: Bağlamsal bellekte tehdit izleri
  • Prefrontal korteks: Duygusal düzenleme

Kaygı bozukluklarında amigdala aşırı aktifken; prefrontal korteks, yani düzenleyici üst sistem, düşük aktivasyon gösterebilir. EMDR terapisi tam da bu devreler üzerinde düzenleyici bir etkide bulunur.

2. EMDR Terapisi: Temel Mantık ve Beyin Üzerindeki Etkisi

EMDR’ın temel varsayımı, psikolojik sıkıntıların çoğunun işlenmemiş veya yarım kalmış anılardan kaynaklandığıdır. Beyin travmatik veya yoğun stres içeren deneyimleri tam olarak işleyemediğinde, bu anılar “donmuş” hâlde limbik sistemde depo edilir.

EMDR terapisi:

  • bilateral uyarım (göz hareketleri, dokunsal uyarım veya ses),
  • dikkat çift yönlü odaklanma,
  • bilgi işlemenin yeniden etkinleştirilmesi

yoluyla bu anıların sinir sistemi tarafından yeniden işlenmesini (reprocessing) sağlar.

2.1. Bilateral uyarım ne yapar?

Araştırmalar bilateral uyarımın:

  • amigdala aktivitesini azalttığını,
  • prefrontal korteksin düzenleyici rolünü güçlendirdiğini,
  • anı işleme hızını artırdığını

göstermektedir.

Bu nedenle EMDR yalnız travma değil, kaygı odaklı durumlarda da güçlü bir araçtır.

3. Kaygı EMDR ile Nasıl Ele Alınır? Klinik Sürecin Bilimsel Açıklaması

Kaygı, bir travma sonucu ortaya çıkabileceği gibi, kronik stres, bağlanma örüntüleri, öğrenilmiş korkular ve geleceğe yönelik tehdit algılarıyla da ilişkili olabilir. EMDR terapisi kaygıyı ele alırken tüm bu kökenlere ayrı ayrı yaklaşır.

Aşağıda kaygının EMDR’da nasıl işlendiği adım adım açıklanmaktadır.

3.1. Aşama 1: Klinik değerlendirme ve hedef belirleme

Bu aşamada terapist:

  • kaygının tetikleyicilerini,
  • geçmişteki benzer anıları,
  • vücut duyumlarını,
  • olumsuz inanç örüntülerini (örn. “kontrol edemem”, “güvende değilim”, “başaramam”)

değerlendirir.

Tekirdağ bölgesindeki klinik uygulamalarda kaygının en sık görülen tetikleyicileri arasında sosyal ortamlarda değerlendirilme kaygısı, başarısızlık korkusu ve sağlık kaygısı yer almaktadır.

3.2. Aşama 2: Kaygının altında yatan deneyimlerin belirlenmesi

EMDR’daki kritik nokta, kaygının “ilk anı”sına, yani origün deneyime ulaşmaktır. Örneğin:

  • okulda yaşanan bir eleştiri,
  • çocuklukta hissettirilen başarısızlık duygusu,
  • bir tartışma,
  • ani bir korkutulma deneyimi

bugünkü kaygı döngülerinin kökeninde yer alabilir.

Bu anılar beynin duygusal belleğinde yüksek uyarılabilirlikle depolanmıştır.

3.3. Aşama 3: Bilateral Uyarım ile İşleme (Desensitization)

Bu aşamada kişi:

  • Kaygıyı tetikleyen düşünceyi,
  • O anıyla ilişkili bedensel duyumu,
  • Ortaya çıkan olumsuz inancı

zihninde tutarken bilateral uyarıma yönlendirilir.

İşleme sırasında:

  • anfının yoğunluğu azalır,
  • duygusal yük hafifler,
  • olumsuz inançların geçerliliği zayıflar,
  • prefrontal korteks daha aktif hâle gelir.

Bu nörobiyolojik süreç sayesinde kişi sadece “daha sakin” olmaz; aynı zamanda tehdide verdiği otomatik tepki yeniden yapılandırılır.

3.4. Aşama 4: Olumlu inançların yerleşmesi

Kaygı çoğunlukla şu kök inançlarla ilişkilidir:

  • “Tehlikedeyim.”
  • “Bunu kaldıramam.”
  • “Kontrol bende değil.”
  • “Yanlış bir şey olacak.”

EMDR’da işleme sonrası bu inançların yerine:

  • “Şu anda güvendeyim.”
  • “Baş edebilirim.”
  • “Kontrol bende.”
  • “Bu bir düşünce, gerçek değil.”

gibi bilişsel yapılar yerleşir.

Bu aşama yalnızca olumlu düşünce telkini değil, nörobiyolojik bir yeniden kodlama sürecidir.

4. Kaygı Türlerine Göre EMDR Protokolleri

4.1. Genel Kaygı (GAD)

Gelecek odaklı belirsizlik korkularına yönelik çalışılır.
Tetikleyici senaryolar sıralanır; her biri işlenir.

4.2. Panik atak

Panik atak döngüsündeki:

  • fiziksel duyum korkuları,
  • “deli olacağım” düşünceleri,
  • boğulma/kontrol kaybı travmaları

EMDR ile hedef alınır.

4.3. Sosyal kaygı

Sosyal değerlendirilme travmaları ve reddedilme deneyimleri EMDR’ın temel hedefleri arasındadır.

4.4. Sağlık kaygısı

Korkutucu sağlık bilgileri, geçmiş hastalık anıları veya beden duyumlarının yanlış yorumlanması üzerine çalışılır.

5. EMDR’ın Kaygı Üzerindeki Etkileri: Bilimsel Bulgular

Araştırmalar EMDR’ın kaygı semptomlarını:

  • duygusal yoğunluk,
  • bilişsel çarpıtmalar,
  • fiziksel belirtiler,
  • kaçınma davranışları

üzerinde belirgin biçimde azalttığını göstermektedir.

EMDR’ın etkileri şunlardır:

5.1. Amigdala aktivitesinin azalması

Beynin tehdit alarm sistemi sakinleşir.

5.2. Prefrontal korteks düzenlemesinin artması

Kişi duygu–düşünce uyumunu daha sağlıklı kurar.

5.3. Travmatik bellek izlerinin yeniden kodlanması

Belirli tetikleyiciler artık tehdit olarak algılanmaz.

5.4. Beden duyumlarının düzenlenmesi

Panik benzeri fizyolojik reaksiyonlar hafifler.

6. Tekirdağ Perspektifi: Kaygı ve EMDR Uygulamalarının Yaygın Eğilimleri

Tekirdağ’da (özellikle Süleymanpaşa ve merkez ilçelerde) kaygı şikâyetiyle psikoterapiye başvuran bireylerde en sık görülen örüntüler:

  • yoğun iş temposu,
  • aile içi beklenti baskıları,
  • şehir içi sosyal görünürlük kaygıları,
  • performans odaklı eğitim kültürü

olarak gözlenmektedir.

Bu örüntüler EMDR terapilerinde genellikle erken dönem başarısızlık anıları, eleştirilme deneyimleri, utanç tetikleri ve gelecek odaklı tehdit senaryoları üzerinden çalışılmaktadır.

Sonuç

Kaygı, insanın evrimsel olarak hayatta kalmasını sağlayan önemli bir duygudur; ancak sistem aşırı aktifleştirildiğinde yaşam kalitesini ciddi biçimde etkileyebilir. EMDR terapisi, kaygının yalnızca semptomlarını değil, kökenini oluşturan bilgi işleme blokajlarını hedef alarak, sinir sisteminin kendini düzenleme kapasitesini güçlendirir.

Bilimsel veriler, EMDR’ın kaygı bozukluklarında etkili, nörobiyolojik olarak kanıtlanmış, bütüncül bir yaklaşım olduğunu göstermektedir. Tekirdağ ve çevresinde kaygı yaşayan bireylerde de bu yöntemin giderek daha fazla talep görmesi, EMDR’ın modern psikoterapideki yerini doğrular niteliktedir.

Kaynakça

  1. Shapiro, F. (2018). Eye Movement Desensitization and Reprocessing: Basic Principles, Protocols, and Procedures.
  2. Solomon, R. M., & Shapiro, F. (2008). EMDR and the treatment of anxiety disorders. Journal of Clinical Psychology.
  3. Etkin, A., & Wager, T. (2007). Functional neuroimaging of anxiety: amygdala–prefrontal interactions.
  4. Bisson, J., et al. (2013). Psychological therapies for chronic PTSD. Cochrane Review.
  5. Maxfield, L. (2008). Information processing in EMDR and the role of bilateral stimulation.
  6. van den Hout, M., & Engelhard, I. (2012). How eye movements reduce vividness of negative memories.

Düzenleyen

Klinik Psikolog Gizem İlhan


Paylaş:

İlgili Tekirdağ Psikolog Yazıları